ATMALI/ATMANLI AŞİRETİ TARİHİ (3)

 

ATMALI

AŞİRETİNİN

KÖKENİ (3)

 

 

Yukarıda, bazılarının Atmalıları Bozokların Beydili (Begdili) boyunun Rişvan kolundan kabul ettiklerine değinilmişti. Bu Rişvan bağlantısı belgeden yoksun olmakla birlikte, Beydili boyundan olmaları mümkündür. Herşeyden önce, tarihsel belgelerde baştan beri Atmalılar'dan Rişvan’dan ayrı olarak söz edilmektedir. Anadolu’ya yerleşen Bozok Türkmenleri Bayat, Avşar, Beğdili (Beydili) ve Döğer boylarından oluşuyor ve Halep-Antep bölgesinde yaşıyorlardı. (Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, C. 10, İstanbul: Çağ Y., s. 113.)

Larousse’da Beydili boyu ile ilgili olarak şu bilgiler verilmektedir:

BEYDİLİ, BEĞDİLİ veya BEĞDİLLİ, Oğuzlar’ın 24 boyundan biri. Oğuz Han’ın üç oğlundan Yıldız Han’a bağlı Bozok koluna girer ve Oğuz ordusunun sol kanadını oluştururlardı. Beydili boyunun adına, ilk kez Kaşgarlı Mahmut’un Divanü Lugat it-Türk (XI. yy.) adlı yapıtında rastlanır. Beydililer’in bir bölümünün, başka Oğuz boylarıyla birlikte Selçuklu devletinin kuruluşuna ve Anadolu’nun fethine katıldığı öne sürülür. Selçuklu devletinin kuruluşundan XIV. yy.’ın ikinci yarısına değin, başka Oğuz boyları gibi Beydililer’in adına da kaynaklarda rastlanmamaktadır. Selçuklu devletinin kuruluşuna katılmayıp kendi boy geleneklerini koruyan Beydililer ise, XII. yy. ortasında Horasan’da, Selçuklu hükümdarı Sultan Sencer’i yenerek esir almış, daha sonra Moğol istilasından kaçarak (XIII. yy.) Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya göç etmişlerdir. Moğol istilasının yayılmasıyla başka Türkmenler ile birlikte Suriye’ye giderek yeni kurulan Memluk devletine sığındılar. XIV. yy.’da Beydili boyuna, Gazze’den Kozan ve Diyarbakır’a değin uzanan bölgelerde yaşayan Türkmen boyları arasında rastlanmaktadır. Moğol egemenliğinin ortadan kalkmasıyla (XIV. yy.) harekete geçen Suriye Türkmenleri ile birlikte, Beydili boyunun da önemli bir bölümü Suriye’den ayrılıp Güney ve Doğu Anadolu’ya ve İran’a gitmiş; Dulkadıroğulları, Ramazanoğulları beyliklerinin, Akkoyunlu ve Safevi devletlerinin kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynamışlardır.

“XVI. yy.’da Anadolu’daki Beydililer’in en büyük bölümü, Halep Türkmenleri arasında yaşıyordu. Yazın, Uzunyayla [Sivas’ın güneybatısında Kayseri’ye doğru uzanan geniş düzlükler] ve Sivas’ın güneyindeki kesimlerde, kışın Halep ve çevresinde göçebe bir yaşam sürdüren Halep Türkmenleri, XVII. yy.da Orta ve Batı Anadolu ile Marmara bölgesine yerleştirildiler. Osmanlı tahrir defterlerinden anlaşıldığına göre, bu dönemlerde Beydililer, nüfuslarının çokluğu ve oymak sayısı bakımından, Halep Türkmenleri’nin en büyük kolunu oluşturmaktaydılar. Yozgat ve çevresinde; Sivas’ın güneyindeki Kangal, Mancınık ve Alacahan bölgelerini içine alan Yeni İl’de yaşayan Beydililer, 1691’de açılan Avusturya seferine cağrıldılar, 1692’de de Arap aşiretlerinin sürekli saldırısına uğrayan Rakka bölgesinde oturmaya zorlandılar. Bunlardan bir bölümü buraya yerleşip kaldı, kalmak istemeyenler de bir süre sonra Halep, Gaziantep, Hatay, Çukurova ve Yeni İl bölgelerine yerleştiler.”

Yukarıda geçtiği gibi, Dr. Rişvanoğlu, Atmalılar’ın yaşadıkları yerleri sıralarken, Osmanlı tahrir defterlerine dayanarak Maraş ile Rakka (Suriye’de, Fırat kenarında bir şehir) arasındaki bölgelerden de söz etmektedir. Beğdili, 1540 yılında iki cemaatte toplam 202 hane ve 9 mücerred (yalnız yaşayan) nüfusa sahipti. II. Selim döneminde 6 cemaatte toplam 296 hane ve 69 mücerred nüfusa ulaşmıştır (Tufan Gündüz, Anadolu’da Türkmen Aşiretleri: Bozulus Türkmenleri: 1540-1640, Ankara: Bilge Yayınları, 1997, s. 57).

TDV İslâm Ansiklopedisi’nde yer alan “Beydili” başlıkı maddede ise, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, yukarıdaki bilgilerden fazla olarak, 1570’te 69 cemaatten teşekkül ettiklerini ve yaklaşık 1000 hane olduklarını belirtiyor. Belirttiğine göre, “Bu gruptan en önemlileri Karacalu, Kürtler, Bozkoyunlu, Kuzucuklu, Balabanlı, Taş-baş, Dimleklü, Ulaşlu, Tatalu gibi cemaatlerdi.” (Karacalu ile Kürtler, Bozulus’u oluşturmaktadır.) Halaçoğlu’nun “cemaat” kavramını kullanmasının nedeni şudur: Osmanlı’da konar-göçerler kendi aralarında il veya ulus adı altında gruplandırılmışlar, bu da kendi arasında boy, aşiret, cemaat, oymak, mahalle, oba (aile) şeklinde bölümlere ayrılmıştır. Yaşayış tarzlarının ve hayvanlarına otlak bulma ihtiyaçlarının bir sonucu olarak yaylak-kışlak hareketine bağlı kalmışlardır. (Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, C. 12, İstanbul: Çağ Y., 1993, s. 388.) Halaçoğlu’nun sıraladığı cemaatler arasında Kürtler adını taşıyan birinin bulunuyor olması önem taşımaktadır. Bununla birlikte, Rişvan diye bir koldan söz edilmemesi de dikkat çekiyor. Osmanlı tahrir defterlerinde Atmalılar’ın “Ekrad (Kürtler)” ve “Türkmen Ekradı” (Türkmen Kürtleri) olarak anılmasının nedeni, Beydili boyunun “Kürtler” cemaatinden olmalarından kaynaklanıyor olmalıdır. Şu anda, yukarıda sözü edilen Beydili boyuna mensup Kürtler’in kimler olduğu hakkında başka bir bilgi veya bulgu mevcut bulunmadığına göre, bu ihtimali gözden uzak tutmamak gerekir. Muhtemelen, sözü edilen 69 cemaatten biri, Atmalılar’dı.  

Halaçoğlu sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Naîmâ tarafından Halep, Rakka ve Diyarbekir bölgelerinde yoğun bir nüfusa ve çok miktarda at, koyun ve deveye sahip bulundukları bildirilen Beydililer’in en güzel yaylak ve kışlağa mâlik oldukları da kaydedilmektedir. Nitekim Osmanlı Devleti onları, gerek eşkıyalık sayılan taşkın hareketleri gerekse savaşçı vasıfları dolayısıyla Suriye’deki Arap kabilelerine karşı bir set teşkili gayesiyle Rakka ve yöresine yerleştirmeye teşebbüs etmiştir. Bu iskâna Yeni İl Türkmenleri içinde bulunan 1069 hânelik Beydili kolu da dahil edilmiştir. 1690-1691’de Akçakale’den Rakka’ya kadar olan sahada Belih nehri kıyılarına iskân emri verilen cemaatlerden Yeni İl’e tâbi Bekmişlü 500 çadır, Kara Şeyhlü 600 çadır, Bozkoyunlu 600 çadır, diğer Bozkoyunlu 200 çadır, Dimleklü 500 çadırdı…. 1702’den itibaren Yeni İl ve Halep Türkmenleri’nden bazı cemaatlerin de buraya sevkedildiği görülüyor. Yeni İl ve Halep Türkmenleri içindeki bu Beydili cemaatlerinin 1638 Bağdat Seferi’nde zahire naklinde önemli hizmetlerde bulundukları da belirtilmelidir.”

“Belih nehri kıyılarına yerleştirilen bu Beydili obaları XIX. yüzyılda dağılmış ve Karaşıhlı, Araplı, Torun, Bekmişlü, Güneç (Güneş obası), Hacı Ali, Kazlı, Kadirli, Bayındırlı ve Ceritli oymakları Gaziantep, Urfa, Nizip, Karkamış, Oğuzeli ve Kilis yöresine yerleşmiştir….”

Mehmet Demir Atmalı  ile İbrahim Uçar’ın, yaşlı (veya genç) bireylerle yaptıkları söyleşiler çerçevesinde topladıkları bilgiler, Halaçoğlu’nun aktardığı bilgilerle kısmen örtüşmektedir:

“İslahiyenin Atmalı (Kolıkon-İhtiyarlar) Köyünde ikamet eden, 94 yaşındaki Kaba Oymağına mensup Bektaş Topal’a göre; Osmanlı Devleti, Atmalı Aşiretinden at ve deve toplatmıştır. Ayrıca Atmalı’dan asker istemiştir. Malatya/Doğanşehir yöresinde iskana zorlanan Atmalı Oymakları, göçebe oldukları için iskana karşı çıkmışlar. Asker nezaretinde ve devlet tarafından, gündüzleri yaptırılan evler, geceleri oymaklar tarafından tekrar yıkılmakta idiler. Atmalı Oymaklarının geçimini erkekler temin etmekteydi. Kadınların dağlarda çalıştırılması ayıp karşılanırdı. Uzun süreli askere alınacak erkeklerin aileleri mağdur olacaktı. Bu sebeple erkekler ailelerini riske sokmamak için, askere gitmek istememişlerdir. Askerlik yapmak ve iskan edilmek istemeyen Atmalı Aşireti, göçe karar verir. Göç için kullanılan at ve develer devlete verildiğinden, sığırlarla göç etmek zorunda kalmışlardır. Yazları Malatya, Arapkir, Arguvan ve Doğanşehir’den, Suriyenin Çit-ü Çimen, Hama ve Humus yöresine göç ederken sığırları yorulan Atmalı Aşiretinin bir kısmına GOVASTİ denilmiş,  sığırları yorulmayıp göçe devam edenlere GOVGUR demişler.

Van/Gürpınar ilçesinden Bırruki Aşiretine mensup İsmail GÜMÜŞ e göre; Atmalı ve Bırruki kardeştir. Göç edemeyip, inekleri yorularak Anadolu’da kalanlara Govasti, İnekleri yorulmadan, Azerbaycan taraflarına göç edenlere Govgur demişler. Gurmançca GO İnek manasına gelir. VASTİ yoruldu manalarına gelir. GUR Kurt manasına gelir. Buna göre Govasti İnekleri yorulan, Govgur ise inekleri yorulmayan, tam aksine Yiğit Kurt gibi olan anlamına gelmektedir.

Oğuzlarda ordulaşma sisteminde 12 ve 24’lü teşkilatlanma vardır. Atmalı da da 12’li sistem vardır. Altı Oymak Govasti Altı Oymak Govgur. Veya Altı Oymak Alevi, Altı Oymak Sünni şeklinde eşkilatlanmasını yapmıştır. Govastiler Güneydoğu Anadolu da Pazarcık, Besni, Gölbaşı, Elbistan, İslahiye yörelerini, İç Anadolu’da; Konya, Ankara/Haymana/Bala, Kırşehir, Sivas/Gürün, Tokat, Yozgat, Doğu Anadolu da; Ağrı/Patnos, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Tunceli, Bitlis,Van/Erciş ve Gürpınar yörelerine dağılmışlar.

İslahiye’ye bağlı Atmalı Köyünde Govastiler oturmaktadırlar. Atmalıların en yaşlıları buraya yerleştikleri için, Kürtçe adına KOLIKON demişler. Yazın Halep, Şam, Hama, Humus (Çit-ü Çimen), Beyrut’a göç eden Govgurlar, kışa doğru Anadolu’da Arapkir, Doğanşehir, Arguvan, Elbistan, Pazarcık, Besni ve Gölbaşı yörelerine göç ederlerdi.

Atmalı Aşiretinin asıl merkezini Malatya, Elbistan, Besni, Gölbaşı ve Pazarcık yöreleri teşkil eder. Malatya, Pazarcık, İslahiye Atmalılarının dışında, daha sonraları edindiğimiz bilgilere göre, Ağrı/Patnos ve Van/Erciş/Çaldıran/Gürpınar ilçelerindeki Atmalılara ATMAN veya UTMAN dediklerini öğrendik. Muş-Siirt arasında yaşayan Atmalılara ATMANAKİ diyorlar. Urfa/Bozova’da 27 tane ATMAN Köyü vardır. Urfa’da dernek kurmuşlar. Başkanları Aziz BABACAN ile tanıştık. Suruç’a bağlı iki sınır köyün adı ATMANAKİ olarak geçmektedir. İslahiye bölgesinde 10 kadar Atmalı köyü vardır. Şam’da tamamı Atmalı olan bir mahallenin var olduğunu duyduk. Sivas/Gürün’de Mağıkan Oymağından bir bölüm yaşamaktadır. Konya/Cihanbeyli’de Atmalı, Ankara/Bala ve Haymana, Çiçekdağı’nda Atmalı olarak değil de, Govasti olarak biliniyorlar. Irak ‘ın Zağo bölgesinde Atmalı/Atmi olarak anılıyorlar ve Yezidi olarak yaşayanların varlığını öğrendik. Sadece Gaziantep şehir merkezinde 20 bin dolayında ATMALI yaşadığına göre, saydığımız bölgelerde bir milyon Atmalı olabileceği tahmin edilmektedir. Atmalı, Sinemilli, Celikanlı, İfrazlı, Çakallı ve Bereketli Aşiretleri, Rişvan’a bağlı kollardır. Celali Aşireti; KHALIKAN ve SAKASUN olarak ikiye ayrılmaktadır. İslahiye’ye bağlı Atmalı Köyünün Gurmança adı KOLIKON, yani İHTİYARLAR köyüdür. Burada Atmalıların Celalilerle de akrabalığı ortaya çıkmaktadır. Celikanlılar da Celalilere akrabalık çıkarmaktadırlar.” (http://yavuzatmaca.tr.gg/)

Yukarıda da geçtiği gibi, Beydililer 1691’de Avusturya Seferi’ne çağrılmışlar, 1692’de ise Rakka’ya yerleşmeye zorlanmışlardır. Öyle anlaşılıyor ki, 1690-91-92 senelerinde bir yandan Avusturya’ya karşı askere alınan, diğer yandan Rakka’ya kısmen askerî nedenlerle yerleşmeye zorlanan ve ayrıca belki 1702 yılı sonrasında da iskâna ve Arap eşkıyalara karşı bir tür ‘koruculuğa’ icbar edilen Beydililer ve bu arada Atmalılar, bir yandan yerleştirilmek istenildikleri yerdeki farklı yaşam biçimine ve coğrafyaya alışkın olmadıkları için, diğer yandan devlet tarafından sık sık askerî hizmete çağırılmaları yüzünden ailelerinin güvenliğinin risk altında olacağı kaygısıyla, devletin dikkatini çekmeyecek küçük gruplar halinde uygun yerlere yerleşmek ve kendilerini unutturmak için göçe karar vermişler, böylece Ankara’dan (Haymana) Konya’ya kadar geniş bir coğrafyaya dağılmışlardır.

Ancak, Bektaş Topal’ın “Osmanlı Devleti, Atmalı Aşiretinden at ve deve toplatmıştır” şeklindeki ifadesi, 1577 yılında yaşanan bir olayı akla getirmektedir: “ 1577 yılında Osmanlı’dan Halep Türkmenleri grubuna şöyle bir yazı gelmiştir. Yazıda Beydili boyuna mensup Türkmenler devlete isyan edip isyankâr ruhlu Ebu Eris ve oğluna yardımcı oldukları bildirilmiştir. Ayrıca Sincanlu, Karaşeyhlu ve Coplu obalarının yağma yaptığı, yol kesip kervanları soydukları ifade edilmektedir…. Yine böyle bir zamanda Osmanlı veziriazamı Hüsrev Paşa biriken borçları yüzünden Beydili Obası’nın on bin koyunu ile yüzden fazla devesine el koymuştur.” (Mehmet Öztürk, Oğuz Türkleri, s. 264.) Karaşeyhlu’nün Atmalı’ya bağlı gösterildiği daha önce ifade edilmişti. Asker isteme durumu 1690’larda Avusturya’ya karşı olmuş, yine aynı dönemde Rakka’da iskân edilmeleri gündeme gelmiştir.

Bütün bunlar, Beydililer’in ve Atmalılar’ın, 1690-91-92’de ve 1702 sonrasında bir yandan göçe zorlandıklarını, diğer yandan kendi istedikleri yerlerde ikâmet edebilmek ve devletin taleplerinin muhatabı olmaktan kurtulabilmek için gönüllü olarak göç etmeye karar verdiklerini ortaya koymaktadır. İslahiye gibi muhitlere yerleşen Atmalılar’ın orada kalmalarının nedeni, Prof. Dr. Halaçoğlu’nun ve Bektaş Topal’ın aktardığı bu gelişme olmalıdır. Bektaş Topal’ın “Yazları Malatya, Arapkir, Arguvan ve Doğanşehir’den, Suriyenin Çit-ü Çimen, Hama ve Humus yöresine göç ederken sığırları yorulan Atmalı Aşiretinin bir kısmına GOVASTİ denilmiş,  sığırları yorulmayıp göçe devam edenlere GOVGUR demişler” şeklindeki ifadeleri de, Halaçoğlu’nun Beydililer’in yaşam biçimiyle ilgili olarak aktardığı bilgilerle örtüşmektedir.

Ahmed Refik Altınay’ın aktardığı belgelerle birlikte düşünüldüğünde, Bektaş Topal’ın anlattığı göç durumunun 1690’larda yaşandığı söylenebilir. Çünkü bu dönem hem iskâna zorlandıkları, hem de savaşa çağırıldıkları bir dönemdir. Divan-ı Hümayun mühimme defterlerinde yer aldığına göre, Yeni İl’de yaşayan aşiretler, Viyana Bozgunu’ndan sonra ortaya çıkan sarsıntılı yıllarda Avusturya’ya karşı savaşa çağırılmışlardır. (A. R. Altınay, Anadolu’da Türk Aşiretleri: 966-1200, İstanbul: Devlet Matbaası, 1930, s. 80). Ancak, savaşa çağırılmalarına rağmen, bölge halkından (Yeni İl Türkmenleri) savaşa iştirak eden sayısı fazla olmamıştır (A.g.e., s. 90). Mehmet Öztürk, katılanlar hakkında bilgi vermektedir (Oğuz Türkleri, İstanbul: Ledo Yayıncılık, 2007, s. 263-267). Rakka’ya iskân edilenler ise, yerlerini terk edip Anadolu’ya dağılmışlardır (A. R. Altınay, s. 100). Bunun ardından, Rakka’dan kaçıp Anadolu içlerinde dolaşan aşiretlerin toplanarak iskan edildikleri mahalle götürülmelerine dair pekçok Divan-ı Hümayun hükmü yayınlanmıştır (A.g.e., s. 108, 117, 121, 166, 171, 178, 179, 202). İnternette yer alan bir metinde de şöyle denilmektedir: “1691-1699 tarihleri arasında yoğun olmak üzere, Osmanlı yönetiminin bu aşiretleri ısrarla Antep, Kilis ve Urfa’nın güneyine Halep’in kuzeyine yerleştirmek istemesine karşılık bu aşiretlerin (Elbeyli aşireti başta olmak üzere, Sinemilli, Atmalı, Kılıçlı vd) her defasında isyan ve baş kıldırarak yaylak ve sulak yerlere yani bu günkü yerleşim alanlarına gelmeleri onların göçebe-hayvancılıkla iştigal ettiğini göstermektedir. Çok daha eskilerden gelen bu kültür halen de azalarak olsa devam etmektedir. Bu alışkanlık bağlamında, yakın zamana kadar büyük kitleler halinde Pazarcık ve çevresindeki sürü sahipleri (bir sürü 300 küçük baş hayvandan meydana gelir) bahar aylarından itibaren kuzeydeki yüksek dağlara özellikle de Engizek dağına çıkmak suretiyle Güz sonuna kadar orada kalırlardı. Bu günde aynı şekilde yaylaya çıkan grupların olduğu bilinmektedir. Bu yer değiştirmeler belli bir yol izlenerek gerçekleşir. Ziyaret tepesinin doğusundan geçen, Büyük Pınar’dan Aksu’ya, oradan da Engizek Dağına ulaşan yol yöremizde ‘Göç Yolu’ olarak adlandırılmıştır.”  (http://tarihveegitim.blogcu.com/pazarcik-tarihi-bolum-2/6363188)

Ancak, bölgedeki Atmalılar’ın (hepsinin değilse bile önemli bir bölümünün) Rakka’dan değil, komşu beldeler olan asıl yurtlarından geldiklerini düşünmek daha mantıklı görünmektedir. Nitekim aynı metinde şöyle denilmektedir: “Özellikle Pazarcık bölgesindeki konar göçerlerin bu gün Suriye sınırları içinde bulanan Rakka, Menbiç ve Halep taraflarında iskan edilmiştir. Rakka eyalatinde iskan edilen Türkmen İlbeyli aşireti  Pazarcık Ovasına yerleşmişler, ancak burada yerli halka zulüm yaptıklarından dolayı eski yerlerine gönderilmeleri için 1703 yılında Rakka Beylerbeyi Elhac Mehmet Paşaya ferman gönderilmiştir (MAD. Num.8458- sa.181) Engizek dağında yaylayıp, Pazarcık’ ta kışlayan İl beyli (ilbeylü)  aşireti ahali üzerinde yaptığı baskılar karşısında önce Suriye deki Menbiç’e iskan edilmesine rağmen, sonradan Maraş ve çevresinde oturmak ve oturdukları bu yerleri şen ve abadan(mamur) etmek  üzere, 1704 tarihinde  Maraş Beylerbeyine ve kadısına izin verilmiştir (Maliyeden Müdevver Defteri num. 8458-sah. 98). Yine Cengiz Orhonlu’nun eserinde belirtildği gibi; Kuşcu Ceridi (Çağlyan Cerit - Küçük Cerit ve Yumaklı Cerit köyü yerleşik halkı) ile Kılıçlı Aşireti Pazarcık’a yerleştirilmiştir. Bu tür yer değiştirmeler ve zorla iskan edilme olayları özellikle 1691-1696 tarihleri arasında sistematik olarak gerçekleşirken aralıklarla devam etmiştir.. Pazarcık yöresindeki Türkmen aşiretleri ve cemaatlerinin bir çoğunun bu şekilde sık sık zorla iskan edildiği ve buna rağmen güneydeki Suriye topraklarında su ve yaylak yetersizliğinden dolayı hayvancılıkla geçinen aşiretlerinin devletin bütün önlemlerine rağmen yine Anadolu’ya göç ettiği bilinmektedir. Bu göçler sonucunda, Pazarcık’a (Bağdını Kebir ve Bağdını Sagir)  yerleşenlerin Oğuzların Bayat Boyuna bağılı İl Beyli oymağı (aşireti)  olduğu bilinmektedir.” (http://tarihveegitim.blogcu.com/pazarcik-tarihi-bolum-2/6363188)

Bu çerçevede, 1696’da Yeni İl’den Orta Anadolu’daki Bozok yöresine yerleşenler olduğu da bilinmektedir (Yakup Altın, Arşiv Belgelerine Göre Kırıkkale: Oymak-Aşiret-Cemaatler, 3. b., Ankara: Belen Yayıncılık, 2008, s. 365). Yine, Rakka’daki yerlerini terk eden Cerit aşiretinin Bozok, Kırşehir, Keskin ve Çiçekdağı taraflarına dağıldıkları belirtilmektedir (A.g.e., s. 364).

Aşiretlerin iskânında özellikle 1691-1696 yılları arasının önem taşıdığı görülmektedir. Atmalılar’ın yaşadığı Yeni İl halkı, iskân edilmek istenenler arasında yer alıyordu. Orhonlu şöyle demektedir:

“Yeni-il Türkmenleri, Üsküdar’daki Valide Sultan evkafının reayası idiler; bu sebepten kaynaklarda bazen Üsküdar Türkmeni veya Üsküdar evi şeklinde geçmektedir. Sivas’ın güneyinde bügünkü Kangal kazasının bulunduğu yerleri kaplıyorlardı…. Haleb Türkmenleri de aynı evkafın mukatasına dahil idiler. Sivas taraflarına yaylağa çıkmakta ve orada Dulkadirli teşekkülleri ile beraber Yenil-il’i meydana getirmektedirler.” (Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşiretleri İskân Teşebbüsü: 1691-1696, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, 1963, s. 15.)

Orhonlu şunları da söylemektedir: “Haleb Türkmenleri ve Yeni İl haslarına tabi bulunan oymaklar, yazın Arapgir, Canik, Divriği, Bozok, Çorum, Amasya ve Sivas sancaklarında yaylayıp, kışın Şam taraflarına konup göçerek kışlak yaparlardı.” (A.g.e., s. 15, dn. 21.) Yeni İl’den kasıt, Sivas’ın güney ve güneydoğusuna düşen Darende, Alacahan, Kangal gibi muhitlerdir. Faruk Sümer, Sivas’ın güneyindeki Mancılık (Mancınık) köyü ile Gürün ve Hekimhan üzgeni arasındaki bölge olarak gösteriyor. Uzun Yayla’yı da Yeni İl sınırları içinde gösterenler var. Hekim-han’ın kuzey doğusunda ve Alaca-han’ın güney doğusundaki Yellüce dağının da Yeni-İl’in en ünlü yaylalarından biri olduğu belirtilmektedir. Yeni-İl, mâlî bakımdan III. Murad’ın anası Nur-Bânû’nun Üsküdar’da yaptırdığı câmiin evkafına bağlandığı için vesikalarda Yeni İl Türkmenleri’ne “Üsküdar Türkmeni” de denilmektedir. (http://www.mengensofular.com/?q=content/view/75/10)

Öte yandan Darende’nin Başkaya (Melikler) köyünde yaşayan yaşlı bir akrabamızın anlattığına göre, Atmalılar’dan bazıları Haymana tarafına gitmişler, bazıları ise, öküzleri yorulduğu (Govasti) için gidememişlerdir. Yine onun ifadesine göre, Adana taraflarına giden, fakat o havaliyi sıcak buldukları için geri dönenler olmuştur.

Ancak, Mehmet Demir Atmalı ile İbrahim Uçar, bazı çelişkili beyanlarda da bulunmaktadırlar. Bir yerde şöyle demektedirler: “Anadolu’dan Kafkaslara göç ederken, inekleri yorularak Anadolu’da kalanlara GOVASTİ, inekleri kurt gibi yiğit olup da Azerbaycan civarına kadar göç edenlere GOGUR demişler. Celikanlılar da GOVASTİ’lerdendir.” (http://atmalilar.org.tr/forum/index.php?topic=70.0) Yukarıda ise, çelişkili biçimde şu ifadeler geçiyordu: “Yazları Malatya, Arapkir, Arguvan ve Doğanşehir’den, Suriye’nin Çit-ü Çimen, Hama ve Humus yöresine göç ederken sığırları yorulan Atmalı Aşiretinin bir kısmına GOVASTİ denilmiş,  sığırları yorulmayıp göçe devam edenlere GOVGUR demişler.”

Anadolu’dan Kafkaslar’a gidenler bulunduğunu söylemek için bir neden bulunmamaktadır. Tam aksine, daha sonraki süreçte Kafkaslar’dan Anadolu’ya göç yaşanmıştır. Azerbaycan’a yerleşim ise, Beydili boyu için sözkonusudur; ancak Atmalılar’ın içinde yer aldıkları Halep Türkmenleri kolu için bu söylenemez. Halaçoğlu’nun ifadesiyle, “Suriye’deki Beydililer Bozok kolunun önemli boylarından biri olmuş, bu koldan bir boy İran’a giderek Safevî Devleti’nin kurulmasında rol oynarken diğerleri Yeni İl ile Halep Türkmenleri içinde ve İç İl [İçel] yöresinde yurt tutmuşlardır.” Bu durumda İran’a gidenlerin, Safevî Devleti’nin kuruluşunda rol aldıklarına göre, 1400’lü yılların sonunda ya da 1500’lü yılların başında göç ettiklerini kabul etmek gerekir. Yine Halaçoğlu’nun belirttiğine göre, Beydililer’in XVIII. yüzyılda İran devlet idaresindeki nüfuzları azalmış ve bu dönemde Azerbaycan bölgesinde yerleşik hayata geçmeye başlamışlardır. Larousse’da da aynı bilgi yer almaktadır.

Yusuf Halaçoğlu, Beydili boyunun, arşiv belgelerinde, Kürt Beğdilisu cemaati şeklinde adlandırıldığını da söylemektedir [Yusuf Halaçoğlu, Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650), Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2009, C. 1, s. XXIV]. Yine, Yeni İl ve Halep Türkmenleri’ne tabi Badıllı (Beydili) boybeylerinden bahsedilirken, “Vesair Rum’da olan Ekrad taifeleri ve Çorum Kürdü ihtiyarları” ifadesinin kullanıldığını aktarmaktadır (C. 1, s. XXVI). Halaçoğlu’nun belirttiğine göre, Türk ya da Türkmen oldukları kesin olarak bilinen pekçok topluluk Kürt olarak adlandırılmıştır. Bu çerçevede, “Ekrâd-ı Türkmenân ya da Türkmân-ı Ekrâd” tabirlerinde geçen “ekrâd”ın (Kürtler), dağlı, göçebe ya da yörük anlamına geldiğini söylemektedir (C. 1, s. XXV). Halaçoğlu, Kürtler’le ilgili kayıtların ise arşivlerde Kürt adıyla değil, doğrudan aşiret ismiyle yer aldığını, bunlar için ayrıca “Ekrâd” ifadesinin kullanılmadığını ifade etmektedir. İnternette yer alan bir metinde şunlar da belirtilmektedir:

“… arşiv belgelerinde ‘Beğdili-Beğdilü-Beğdilli-Beğdillü -Badıllı- Badilli’ler hakkında  otuz sekiz (38) belgenin on sekizinde (18) ‘Türkmen Taifesi’ kullanılmıştır. Altı (6) belgede  ‘Konar-Göçer Türkman Taifesi’, beş (5) belgede ‘Konar-Göçer Türkman Ekradı Taifesi’, iki (2) belgede ‘Türkmanı Yörükan’, iki (2) belgede ‘Konar-Göçer Türkman Yörükan Taifesi’, bir (1) belgede ‘Yörükan Taifesi’,  bir (1)  belgede ‘Türkman Ekradı’, iki (2) belgede ise ‘Ekrad Taifesi’ kavramı kullanılmış olup, bir (1) belgede ise aşiretin bağlı olduğu taife belirtilmemiştir.

“Osmanlı arşiv belgelerinden ‘Ekrad’, ‘Kürt’, ‘Türkman’ ve ‘Yörük’ kavramlarının  hangi amaçla kullanıldığı  açıkçası anlaşılmamaktadır. Mesela Osmanlı arşiv belgelerinde ‘Ekrad-ı Çorum’ halkı ‘Türkman Taifesi’, ‘Türkmanlar, Türkmanlı’da “Yörükan Taifesinden” olduğu belirtilirken, ‘Türkman, Türkmanlı’ ise “Türkman Taifesi” olarak ifade edilmiştir. ‘Ekrad- Milli’ ‘Ekrad Taifesinden’, ‘Milli’, ‘Millili’ ise ‘Türkmanı Ekradı Ulus Taifesinden’ olarak tanımlanmış. ‘Milli Türkman’ ise ‘Türkman Ekradı Taifesi’ olarak zikredilir. ‘Hacılar Ekradı’ için de ‘Türkman Taifsinden. Bozulus Türkman Aşiretinden’dir denmiştir. ‘Karacakürd, Karacakürdlü, Karaca Kürd, Karacakürd,   Karaca Kürd. Karacakürd, Karacakürdlü’ kavramları bir yerde ‘Yörükan Taifesinden’,  bir diğerinde ‘Konar-Göçer Türkman Taifesinden’,  ‘Konar –Göçer Türkman Taifesinden. Karaca Kürd Oymağı, Boynuinceli Aşiretindendir’ denilirken, bir başka yerde de ‘Karacakürd Cemaatı, Danişmentli Aşiretindendir’ denilmiştir. ‘Kürdler’ ise ‘Türkman Ekradı Yörükan Taifesinden’ olarak tanımlanır. ‘Kürmanc’lar bir yerde ‘Yörükan Taifesinden’, olarak ifade edilirken,  diğer bir yerde de ‘Konar-Göçer Türkman Taifesinden. Kürmanc Cemaatı, Bozulus Türkman Aşiretindendir’ denmiştir. Bir başka ilginç örnek de ‘Recebli Afşarı Ekradı, Recebli Afşarı Torunları, Recebli Afşarı’ için kullanılmıştır. Mesela ‘Recebli Afşarı Ekradı’, ‘Ekrad Taifesindendir’ denilirken, ‘Recepli Ekradı Afşarı Torunları’ ve ‘Recebli Afşarı’, ‘Türkman Taifesinden’ olarak ifade edilmiştir….

‘Kürt’ ‘Ekrad’ kavramı hakkında belki de en ilginç ve dikkate değer açıklamayı sanırız ilk defa ‘XVI. Yüzyılda Çemişgezek Sancağı’ adlı eserinde Ünal, ‘Ekrad’ kavramını etnik bir grup olarak değil de “konar-göçer” anlamında kullanmıştır (Ünal, M. A., XVI. Yüzyılda Çemişgezek Sancağı, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1999, s. 75). Ayrıca ona göre ‘Osmanlı Tahrir Defterleri’nde konu hakkında yeterli bilgi bulmak her zaman mümkün değildir. Çünkü Ünal’a göre ‘defterlerde yer alan bu hususa müteallık bilgiler bazen hatalı ve yanlış ve dolayısıyla yanıltıcı olabilmektedir. Tahrir memurlarının yeterli bilgiye sahip olmamaları, genelleme alışkanlıkları, bugün bizim bazı kavramlara yüklediğimiz manaların XVI. yüzyılda farklı oluşu ve Osmanlı’nın bunu farklı ele alışı gibi hususlargöz önüne alınmadan bu konularda yapılacak değerlendirmelerde gaima hataya düşme ihtimali vardır kanaatindeyiz. Mesela, bugün etnik anlam verilen “Ekrad” kelimesi, çok defa bu manada kullanılmamıştır’ (Ünal, s. 55). Ünal’ın bu görüşünü doğrularcasına McDowwall da şöyle der: ‘MS 7. yüzyılındaki Arap yayılması döneminde “Kürt” sözcüğü göçebeleri ifade etmek için kullanılıyordu. Bu nedenle, etnik olmaktan çok sosyo-ekonomik bir anlam taşıyordu’ (McDowall, D., Kürtler (Uluslararası Azınlık Hakları Raporu), Avesta Basın Yayın, İstanbul, 2000, s. 29). Ayrıca McDowal’a göre ‘bazı Arap, Ermeni, Asuri ve Pers (ve daha sonra Türkmen) aşiretlerinin kültür ve dil olarak Kürtleşmiş olduklarına kuşku yoktur. Böylece Kürt etnik kimliği tek bir ırksal kökene işaret etmemektedir’ (McDowall, s. 29).” (http://www.haberakademi.net/haberyaz.asp?hbr=1311)

Öte yandan, Mehmet Demir Atmalı ile İbrahim Uçar’ın yazısında geçen ve İsmail Gümüş’e ait “Atmalı ve Bırruki kardeştir” şeklindeki ifade herhangi bir temele dayanmıyor gibi görünmektedir. Bu yönde bir belge de mevcut değildir. Atmalıların altısı sünnî ve altısı da alevî olmak üzere 12 oymak şeklinde teşkilatlandığı iddiası da gerçekçi görünmüyor, bir kurmaca olduğu izlenimi veriyor. Ancak “Atmalı Aşiretinin asıl merkezini Malatya, Elbistan, Besni, Gölbaşı ve Pazarcık yöreleri teşkil eder” şeklindeki ifade, İslahiye ve diğer yörelerdeki Atmalılar’ın kökeninin Malatya’ya (Arapgir’e) dayandığını göstermektedir. Atman isminin Atmalılar’la bir ilgisinin bulunduğu, arşiv belgelerine dayanılarak söylenebilir, fakat Utman ve Atmanaki isimleri ile Atmalı arasında ilişki kurulması, belgeden yoksun ve zorlama bir yakıştırma gibi görünmektedir.

Yukarıda geçtiği gibi Atmalılar’ın kökenini İran’ın Kaşan kentine dayandıran Hüseyin Ecer ayrıca şunları yazmaktadır:

“… İlhanlı devletinin son bulması ile birlikte Beyler savaşı olarak tabir edilen süreçte Daşt-e Kavir’den ata topraklarımıza geri dönüşümüzdür ve o dönem egemenlik sağlayan DULKADİROĞLU beyliği sınırları içinde yer alan topraklarımıza yerleşmemizdir. Gürün-Sarız-Akçadağ-Kürecik-Doganşehir-Elbistan-Gölbaşı-Besni-Pazarcık-Afşin yaylalarına hakim olduğumuz ve bir kısım ailelerin Suriye-Halep üzerine gidip geldiğidir. Halep’te yasayan akrabalarımızla diyaloglarımız 1960’lı yıllara kadar devam etmiştir. Alxas-Tofkiror-Sinemilli-Kaşanlı-Kistik gibi bugün asiret olarak bilinen yapılaşmalar kullanmasalar da son bağ olarak halen kendilerini ATMİ olarak ifade ederler, oysa ATMİ sıfatını günümüze aşiret ismi olarak taşıyan tek yapılaşma KAŞANLI’lardır. Kendimizi ifade ederken Atmi degil KAŞANLI olarak belirtiriz, bu da İran Kaşanlı’dan (Daşt-e Kavir, Türkçesi TAŞLI OVA) geldiğimizin ifadesidir. Bununla birlikte RAŞİ olduğumuzun bilincini her dönem bir sonraki kuşaklara taşımışızdır…. Raşiler olarak dilimiz Kırmanci ya da Kürdi değil Kurmanci’dir…. Kurmanci ise Raşilerin kullandığı e yerine a, i yerine u gibi sessiz seslilerin kullanıldığı, fonetik olarak gırtlaktan telaffuzla seslendirilen Kürtçe’nin lehcçesidir. Bu ayrımı ancak Kurmanci ve Kirmanci kullanan iki farklı kişiyi karşılaştırdığınızda görürsünüz.” (http://www.facebook.com/topic.php?topic=9634&post=53804&uid=32929115806)

Gerçekte Hüseyin Ecer’in yazdıkları, Kaşanlı ve Beydilili kökenlere ait olayların birbirine karıştırılmış biçimi durumundadır. Konunun daha iyi anlaşılması için basit bir misal vermek gerekirse, Malatyalı bir erkekle Manisalı bir bayan evlendiğinde soylarından gelen kişilerin hem Malatyalı dedelerine, hem de Manisalı atalarına dayanan bir aile tarihçesi olacaktır. Şayet dikkat etmezlerse, olaylar kuşaktan kuşağa aktarılırken, Malatyalı kökenlerine ait özellik ya da olayları Manisalı kökenlerine izafe edebilirler, veya tersi de olabilir. Atmalılar’ın da elbette sadece kendi aralarından evlilikler yapmaları gibi bir durum söz konusu değildir. Belli bir tarihten sonra geniş bir coğrafyaya yayıldıkları için farklı çevrelerle içli dışlı olmuş durumdadırlar. En iyi bilinen örnek, içlerinden bazılarının Kaşanlılar’la kurdukları akrabalıktır. Hüseyin Ecer’le aynı durumda olanların Kaşan kökenli olduklarını söylemeleri doğaldır, fakat bu, Atmalılar’ın da Kaşanlı oldukları anlamına gelmez. Atmalı olup da kökenini (Cengiz Hortoğlu ve bazı Darendeli Atmalılar gibi) Horasan’a dayandıranlar da var. Elbistan ve Arguvan Atmalıları’nın bazılarının da Barazi/Berezi’ye dayandırdıkları görülmektedir. Benim gibi Malatya civarı dışında bir köken işitmemiş olanlar da mevcut. Ancak, Hüseyin Ecer’in “Gürün-Sarız-Akçadağ-Kürecik-Doganşehir-Elbistan-Gölbaşı-Besni-Pazarcık-Afşin yaylalarına hakim olunması ve bir kısım ailelerin Suriye-Halep gelmesi” tespiti genel olarak Beydili boyu için doğrudur, Atmalılar için değil. Öte yandan, Alhaslılar, Karahasanlılar ve Kistikler gibi toplulukların kendilerini Atmalı (Atmi) olarak adlandırmamaları, buna ihtiyaç duymamalarından, daha doğrusu bu adın işlevsel olmadığı için terk edilmesinden ve bir süre sonra unutulmasından kaynaklanmaktadır. Basit bir örnek vermek gerekirse, bir Malatyalı, Malatya’da kendisini “Malatyalı” olarak tanıtmaz, ilçe, köy veya mahallesinin adını söyler. Atmalılar’ın farklı sülaler halinde yoğun olarak yaşadığı bir yerde de, Atmalı adını kullanmak fazla bir anlam ifade etmeyecektir. Sinemilliler ise, Atmalı değildir, ayrı bir aşirettir. Nitekim Mareşal Moltke de bu ikisinden ayrı aşiret olarak söz etmektedir.

Hüseyin Ecer’in ifadelerinden, atalarının bir bölümünün, İran’ın Kaşan kenti yakınında, Deşt-i Kevir’de (Kevir Çölü) göçebe olarak yaşadıkları ve oradan Malatya tarafına geldikleri anlaşılmaktadır. Bu durumda, en azından Kaşanlı kökenlerinin kesin olarak Türk ya da Türkmen olduğunu kabul etmek gerekir. İranlı Kürtler orada değil, güneyde yaşarlar. Bununla birlikte, Farsça ile Kürtçe birbirine yakın diller oldukları ve pekçok kelime ortak olduğu için, onların baştan beri Farsça’ya ve dolayısıyla Kürtçe’ye bir yatkınlıklarının bulunduğunu düşünmek gerekir.

Burada dikkat çekilmesi gereken diğer bir husus şudur: Bugün olduğu gibi Türklük ve Kürtlük şeklinde bir “üst kimlik” düşüncesinin bu topraklardaki tarihi 100 seneyi geçmemektedir. Geçmişte aşiret kimliği daha ön planda olmuştur. Dil konusunda da günümüzde olduğu gibi bir hassasiyet yoktu. Osmanlı’da Türk kimliğinin öne çıkarılması, 19. yüzyıl sonlarında, önce İstanbul’da, aydınlar arasında başlamıştır. Bunların da Türkçülük yapmakla birlikte genellikle köken olarak Türk olmamaları dikkat çekmektedir. Mesela Ahmet Vefik Paşa bu durumdadır. Cumhuriyet döneminde de, Tekin Alp (Moiz Kohen) gibi isimlerin Türkçülüğün teorisini yapmaya çalıştıkları görülmüştür. Ziya Gökalp’in de önce Kürtçülük yaptığı, sonra Türkçülük yapmaya başladığı bilinmektedir.

İnternette, Darende’nin Akbaba köylüleri tarafından hazırlanmış şöyle bir metin de bulunmaktadır:

“ATMALI (BEGİL) AŞİRETİNİN ÇIKIŞ NOKTASI

“Akbaba Asya kuzey Ergenekon Bölgesinden 1700 tarihinde çıkış yapıldı. Irak üzerinden batıya doğru hareket edildi. 1750 yılında Diyarbakır Silvan ilçesinde konaklandı.

1800’de Türkmen aşireti ve Begil aşireti arasında kan davası oldu. Begil (Atmalı) aşiretinden 500 aile Harput-Elazığ Fırat nehrinin yanına çadırlarını kurdular. Konakladıkları Yazıhan ilçesinde Setiroğlu aşireti ile dost olmuşlardır. Bu dostluğun sonucu olarak Begil aşireti Akbaba Dağı’nın çevresine kadar uzandılar. Begil aşireti yazları yayla yerine Hekimhan Yama Dağları’na konaklamışlardır. Kışın tekrar Akbaba Dağları’na göç ederlermiş. Ve hala da orada yaşamaya devam etmektedirler.

 Begil aşireti 500 hane olup zaman zaman bunlar batıya doğru göç ettiler. Göç noktaları Pınarbaşı, Melikgazi, Çiçeçdağı, Keskin ve Haymana Konya Hunak, Kadınhan, Emirdağ, Bilecik, Söğüt olarak bilinmektedir….”

 Şu anda Darende ilçesinde kalan Begil aşireti; Akbaba, Başkaya, Günerli, Borandır, Üçpınar, Hacoğullar, Kızılmağara, Kömüklü, Karıncalık, Kavaklar, Boyalı, Tullolar, Göynük, Ağılyazı, Kelhasan Uşağı, Kılıçdoğanlar (Gürün) Goluşık (Gürün), Böğrüdelik (Gürün) köylerinde Akbaba aşireti konaklamaktadır. Begil aşireti halkı son çıkış noktası Malatya, Osmaniye, Adana, Ankara, Nazilli (Aydın), İzmir, Manisa, Balıkesir, Bursa, İzmit, Antalya, İstanbul illerine göç etmişlerdir.” (http://www.radyodarendemkekec.tr.gg/)

Yorum Yaz